7 Mayıs 2015 Perşembe

Itri’yi bilmeden anlamadan cehaletimizi yenebilir miyiz?

Bir ülkede yaşayanların sosyolojik analizini yapmak için onların ne tür müzikler dinlediğine de bakmak iyi bir ipucudur. Müzik kadar dibe saklanmış duyguları, düşünceleri yüzeye çıkaran bir başka dışavurum alanı daha var mıdır!.. Nezaket, saygı, tahammül, müsamaha gibi post modern zamanların lügatında artık yeri olmayan bu sözcüklerin, davranış tezahürlerini hiçbir güftede  bulamıyoruz. Tabii sadece güftede değil müzik parçasının müzikolojik açıdan kalitesi de bize toplumun yapısal olarak analizini vermektedir. Eskilerin zevki selim dedikleri bir duygunun mertebesini bize hissettiren o ulvi hislerin kalp çarpıntılarını ne yazık ki bulamıyoruz. Varsa yoksa günlük, gelip geçici derinliği olmayan şarkılar ve kişiyi sağdan sola savuran acayip sesler, naralar, çığlıklar..Bugünkü Türk toplumu, estetik açıdan bir sancının içinde olduğunun farkında bile değildir. Muhammed İkbal’in dediği gibi, tımarhaneden fırlamış akıl hastaları gibi, bir o yana bu yana koşuşturmakta olan bu insanların yüzünde aynı anlamsızlık ve üzerlerinde de aynı giysiler var. Yüzeysellik sadece müzikle de kalmıyor, bir zincirleme gibi tüm unsurları etkilemektedir. Artık bu toplum bir Hamamizade Dede Efendinin mahur peşrevinden etkilenemiyor. Itri Dede Efendinin yaşadığı dönemin iklimini anlayamıyorsa geçmişle göbek bağı çoktan kopmuş demektir. Tükenmişliği, çaresizliği, günü kurtarma anlamsızlığı içinde debelenen insan, çareyi hadi eller havaya türünde gece alemlerinde, mezelerde aramaktadır.
Bir diğer insanımız ise Müslümanlığın şekil versiyonunda sıkışmışlığını özellikle Ramazan aylarında sıkıca kulaklarımızı tırmalayan sözde ilahilerin arabesk ve pop formatlarında cennete talip olma  tesellileri bulmaktadır. Oysa Türk musıkisi insanı esas alan, insanı insani değerleriyle özleştiren eserlerini icra ederken, zikir formatıyla da tekke kültürünü ilahileriyle yaşatmaktadır. Türk musıkisi başlıca medeniyet ahengidir. Buna karşılık inkar kültürüyle yetişen bir nesil, Beyaz Türkler olarak özünden gittikçe uzaklaşmış ve batılılaşma ihaneti içindedirler. Ayrıca bu mutlu azınlığın Mozart, Bethowen gibi batı müziği ısrarlarını samimi bulamıyorum. Özüyle de bağdaştıramıyorum. Mutlaka içlerinden klasik batı müziğinden anlayanlar da vardır. Ancak klasik batı müziğini anlayan hiçbir müzik sever başta Klasik Türk Müziği olmak üzere klasikleri reddetmez. Nasıl ki; bir ana dilin dışında bir yabancı dil öğrenilmesi bir kazanımsa, başka kültürlerin klasiklerinin bilinmesi aynı zamanda kendi kültürümüzün ne kadar değerli olduğunun anlaşılmasıdır.  
Önemli olan toplum olarak bizim yozluk ve yobazlıktan kurtulmak için cehaleti yenmektir. Bu açıdan ilim ve irfanın insani değerlere ulvi değerler katabilmesidir. Böyle bir medeniyetin çocukları olarak biz de, yeni bir nesil inşa etmekte sorumluluk bilincini taşıyabilmemizdir.


Ümit Gülbüz Ceylan
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...