22 Şubat 2015 Pazar

Mutlu Yaşa, Mutlu Öl.

Bir an dur ve suyun sesini dinle. Çocuğun gülüşüne kulak ver. Yaşlı kadının yüzündeki çizgilere odaklan. Yağan karı seyret. Bir kuşun kanat çırpışını izle. Kedinin gözlerindeki bakışı gör. Ama tüm bunları yaparken zihindeki her türlü gereksiz düşüncelerden; takıntı ve endişelerden sıyrıl. Yaşamın her an her yerde devam ettiğini hisset ve yaşa. Bildiğini zannettiğin her türlü şeyi unut. Hedefler, amaçlar yoruyor, üzüyorsa yaşamın özüyle çelişiyordur. Tüm bunları günlerdir zihnimde tekrar edip duruyorum. Bundan yirmi yıl önce olsaydı belki çok zorlanır hatta kısa zamanda da unutur geçerdim. Ama belki de 40 yaşı geçmenin bir olgunluğu ile artık hayatı yavaşlatmanın anlamını daha iyi fark ettiğimi zannediyorum. Aslında bir şeyi bildiğimden de değil. Ama tecrübenin insana bir bilinç kattığı gerçeğinden yola çıkarak en büyük katkımızın şu hayatta çocuklarımıza veya çevremizdekilere mutlu olma sanatını aşılayabilmek olduğunu düşünüyorum. Geleceğe bırakacağımız en büyük miras hatırlanacak mutlu bir hayat ve bu hayatı yaşama formülüdür. Başarının; kazanılan terfiler, ünvanlar, madalyalar, kupalar olmadığını tarih bize gösteriyor. Aramızda olmasalar da ölümsüz kalmış olanlar anın içindeki mutluluğu keşfetmiş olanlardır.
Yapılacak ne çok işimiz var değil mi? Cevaplanması gereken bir yığın elektronik posta, bir dizi telefon konuşmaları, alışveriş listesi, çocukların okul ödemeleri, akşam yemeğini planlama gibi gibi. Bu listeyi uzatmam mümkün biliyorum. Şikayet ederek yapacaklarımızın yetişmesi endişesi hep hayatı ıskalamamıza sebep olur. Oysaki yetişen yetişecektir. Olan olacaktır. Bizim yapacağımız tek şey elimizden geleni yapmak ama kafamızda kuruntu, endişe ve takıntıları bir kenara bırakarak yapmaktır. Henry Ford’un sevdiğim bir sözü vardır; “İşlerin yetişmesi için endişe etmiyorum. Sonuçta benim dediğim değil Tanrı’nın isteği oluyor”. Hayatta en büyük zorluğu ve acıyı da değişime direnenler çeker. Dün dündür can cağazım şimdi yeni bir şeyler söylemek lazım derken Hz. Mevlana dünü dünde bırak, takılma yeni güne bak demek ister. Eski günleri özlemle anıp başımıza gelen kötü günleri hiç unutmaz, faillerini hiç affetmeyiz. Bugünü hep kaçırır yarını kendimize zindan ederiz. Sanki yaşamıyorum büyük bir boşluk içindeyim diyen insanlarla dolu dünya. Zihnimizdeki tüm çelişkileri kaldırıp hayatı basite indirgediğimizde mutluluğu yakalarız. Çocuklar genellikle hayatı ciddiye almazlar, saf bir mizah duyguları vardır. İnsan büyüdükçe bu özelliğini kaybeder, hayatı çelişkilerden örülmüş çok ciddiye alınacak bir yer ve değişim için direnen kendi duvarlarını ören biri haline gelir. Mutluluk anın içinde gizemini korurken biz ise onu aradığımızı zannedip sürekli inciniriz. Gerçekten mutlu olmak isteyenler için tek bir yol vardır. Anın içinde kendine dönmektir mutluluk. İrtibatı kopardığı anda hemen hatırlamalı insan yolculuğun anlamını. Gülümseyerek dokunmalı bir yoksula, ihtiyacı olana. Yolculuğun tek amacının hizmet etmek olduğunu unutmamalı. İyi, doğru, güzel insan olmak için tekamül etmeli. Bunun için de gayreti elden bırakmamalı. Gayretin içindeki bereketi tatmalı. Huzuru, mutluluğu hiçbir şeye değişmemeli. Mutlu ölmek için yaşamalı insan. Vesselam.

Ümit Gülbüz Ceylan
İlüstrasyon: burakerdem.net

13 Şubat 2015 Cuma

Gençlik ve Gelecek

Bir genç hayatının baharında hedefini bilinçli bir şekilde belirleyebilir mi? Yoksa kuru bir yaprak gibi savrulup, düzen bu düzendir. Biz de bu düzene uyarız mı der?.
Her ikisi de olası tabi. Günümüzde yetişkinlerin ortak kanısı, şimdiki gençlerin pek bir rahat olup, tek hedeflerinin para kazanmak yönünde olduklarıdır. Oysa gençlik geleceğe mefkuresiyle yürümelidir. Çünkü mefkuresi olmayanın geleceği de olmaz. Bu açıdan gençlik ve gelecek iki ayrı kelime olsa da, birbirine girmiş bir kavram olarak algılamalıyız.
Yetişen nesil toplumun aynası gibidir. Büyükler ne düşünür, neyi önemserlerse inanın arkadan gelenlere de örnek olurlar. Bunun dışında istisnalar da vardır tabi. Bazı insanlar yaratılışları itibariyle ne aile bireylerine benzerler, ne de toplumun aynası olurlar. Onların ilahi bir ilhamla diğerlerinden sıyrılan fikirleri ve hedefleri vardır. Böyle oldukları için de ayrık otu muamelesi görüp dışlanırlar. Eh belki de öyle olmak isteyip de olamayanların kıskançlığıdır bu. Ama buna da aldırmaz, sarsılmaz bir inanç ve iştiyakla hedeflerine kilitlenirler. İşte bir genci ayakta tutan da bu azmidir. Bu azim onu her türlü kötülükten korur. Aşılanmış gibi hisseder kendini. Çoğu kez bu gençlerin yanında görünmeyen bir dost vardır.
Hem acı gerçekleri söyler, hem de yol açar onlara. Adının ne olduğu çok önemli değildir. Onun ilgisi, sevgisi ve yönlendirmesi önemlidir aslında. Ancak karşısına çıkan bu kişinin, gencin hayatında adeta bir mihek taşı olması ve belki de kendini teslim edeceği tek güvenli liman olması bakımından önemlidir. Hani Hazreti Şems’in bir sözü vardır ya; bu noktada hep aklıma gelir. “Şems’ler çok da, Mevlana gibi öğrenci nerede” diye. Allah böyle dostlar gönderir yeryüzüne ki; birer Mevlana yetiştirebilsinler diye. Bunun ne devri var ne de devranı. Bunun ne vakti var, ne de zamanı!.. Efendim eskidendi onlar deyip geçemeyiz. Bu zamanda böyle şeyler mi olur türünden eleştirilerin kolaycılığa kaçmak yerine, sorumluluk duygusu taşımak gerek. Bir hedefi olan, geleceğe odaklanan bir gencin karşısına mutlaka bir dost ve bir hoca çıkacak, onu zirveye taşıyacaktır. Buna istekli nice gençler vardır!.. Önemli olan geleceği gençlerle birlikte planlamaktır. Biz yetişkinlere düşen bu yürekli gençleri tanımak, onlarla aynı mefkurede buluşmaktır.

Ümit Gülbüz Ceylan


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...