20 Kasım 2014 Perşembe

Kentsel Dönüşümle Kuşlar Kovalanmamalı

Yaklaşık iki yıl önce ülke genelinde başlayan depreme dayanıklı binalar inşa etmek için yola çıkıldı. Bu nedenle İstanbul'da kentsel dönüşümün bir kabusa döndüğünü söyleyebilirim. Özellikle İstanbul'un Anadolu yakasında, Kadıköy ilçesinde, benim oturduğum semtte tam bir keşmekeşlik hakim. Bağdat caddesinin üst ve alt taraflarındaki inşaat çalışmaları maalesef insanın günlük hayatını tehdit edecek boyutlara ulaştı. Hemen hemen her sokakta, en az üç dört inşaat çalışması bulunuyor. "Depreme dayanıklı değil" raporu alındığı söylenen üç, dört  katlı binaların yerine en az on katlı binalar yapılıyor. Bu gidişle gökyüzünü görmek için kendimizi ilk fırsatta deniz kenarlarına, büyük meydanlara ve parklara atacağız, ya da tamamen bu şehirden çekip gideceğiz. Bu güzelim şehri keşmekeşliğe, kaosa ve heyhülaya terk edip gideceğiz. Beton ve hafriyat kamyonlarının sokaklarımızı işgal ettiği için kızımı anaokuluna götürmek için normalde beş dakikalık yol on beş dakikaya çıkmaktadır. Üstüne üstelik damperli dev kamyonların hızları, kural tanımaz geri geri manevraları gerçekten bizi korkutuyor. Bu canavarların üzerimize gelmesi, bizi altına alıp pastırma gibi ezeceği korkusu panikatak olmamız için bir neden olduğunu düşünüyorum. Ürküyoruz ve korkuyoruz. 
.
Mutlaka her sorunun bin bir türlü çözüm şekli vardır. Olmalıdır da. Madem ki büyük bir şehirde yaşıyoruz; uygarlık gereği trafik kültürünü de yaşamalı ve yaşatmalıyız. Buradan yola çıkarak, sürücüleri uyararak alternatif yol güzargahları belirlemeli ve yayaları da koruyacak şekilde yönlendirmeler yapılmalı. Üstelik semt sakinleri de örgütlenerek gücünü göstermeli ve ilkesiz, kuralsız semt sakinlerinin huzurunu ve sükununu hiçe sayacak uygulamaları dur demeyi bilmeliyiz. Ne yazık ki; okumuş cahillerin bile sorumluluk duymadığı ve  birçok şeyde olduğu gibi bu önemli kentsel dönüşüm olayında da, yangından mal kaçırır gibi alelacele ile işler yürütülüyor. Bu arada özellikle dikkat ettiğim nokta da, yaklaşık iki senedir kentsel dönüşüm olayı nedeniyle kiraların ve satılık evlerin fiyatları değer olarak yaklaşık iki, hatta üç katına çıktığını söyleyebiliriz. Birçok kiracı yeni ve uygun ev bulamadığı gibi, çoluk, çocuğunun okulu bu semtte olmasına rağmen uzak bölgelere gitmek zorunda kalıyor. Asıl işin gerçek yüzünü ortaya koyan olaylar da var. Belediye tarafından bir bina için "depreme dayanıklıdır" raporu verilmesi bile binaların yıkılmamasını durduramıyor. Oysa sadece bir mantolama ya da cephe kaplama ve tesisat değişikliği yapılarak oturulabilecek binalar, dönüşüm akabinde daire başına birer milyon liradan satmak varken, fırsat bu fırsattır diyerek evler yerle bir ediliyor. Hür teşebbüs mutlaka kişinin malı üzerindeki tasarrufunu haklı kılarsa da, her semtte dört beş inşaatın aynı anda gerçekleştirilmek istenmesi anlaşılır gibi değil. Nesli tükenmiş dev canavarlar gibi kamyonların yolları işgal ederek korku saçması, insan unsuruna hiç de değer verilmediği anlamına geliyor. Bu işler tedbir alınarak, insanlar mağdur edilmeden yapılmalıydı. Herkes milyon liralık dairelerinde oturduğunda evlerinin penceresinden bakıp on, on beş katlı binaları görecekler ve ızgara gibi üst üste beton bir kabristanda oturduklarının farkına varacaklar.
.
Bu dönemde bir ev sahibi olalım diye düşünürken, kendimizi zorlarken üzülmememiz gerektiğini fark ettim. Belki de kiracı olarak bir süre daha beklemek bizim için hayra işaret olacağını bile söylemek mümkündür. Bir evimiz olsun ama gökyüzünü görme özgürlüğümüz elimizden alınmamalı. Gökyüzündeki uçan kuşları, güneşin doğuşunu, parlayan dolunayı, göz kırpan yıldızları görebilmeliyiz. Biz ailecek gökdelenlerde hapsolmayı göze alamayız; kuşlar gibi özgür olabileceğimiz bir yerde yaşamalıyız. Kentsel dönüşüm rant üzerine kurulmamalı. Rant elde edilecek diye kuşlar kovalanmamalı.
.
Ümit Gülbüz Ceylan


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...