11 Haziran 2014 Çarşamba

Bir Işık Hüzmesi; Hakikatin Kalplerdeki Tecellisi



İçeriye süzülen ve beni sarmaş dolaş içine alan, bu ışık hüzmesinin büyüleyici renk oyunları içinde gözüm kamaşmıştı. Işığın kaynağını anlamak için bakışlarımı bu parlaklığın nereden geldiğini görmeye odaklansam da, bir türlü başarılı olamıyordum. Turuncunun, sarının sayısız tonlardaki renk hüzmelerinin cam kaideden ve pencereden geçerken oluşturduğunu anlamış, rüzgarın hafif esintisiyle birini sarmalamak istercesine salınan perdenin bu renk oyununa eşlik ettiğini ancak idrak edebiliyordum. Bir Akdeniz, belki de bir Hint okyanusu kenarında bulunan bu mekan, beni gerçekliğin ötesine atmış gibi, ruhumun içinde başka bir alemin varlığını ortaya çıkarmıştı adeta.

Belki de bu gerçekliğin ta kendisiydi. Birden ayaklarımın yere basmadığını fark etmiştim ki; sihirli bir halının üzerinde duruyor ve havalanıyor gibi ayaklarım yerden tamamen kesilmişti. Otantik desenleri olan turuncu, sarı, bej renklerinin hakim olduğu bir kilimin üzerinde, ayaklarımın altından süzülen rüzgarın yumuşaklığını hissediyordum. Sanki mekan ve zaman kavramından öte, bedenim de yoktu benim için.

Ezelden ebede esen bu tılsımlı esintinin taşıdığı rayihalar, özümle, sözümle “Kalü Bela”dan kalan kutsal  bir anıyı tazeliyordu yüreğimde. Doğmadan ruhumun var olduğunu, ölmekle de ruhumun kaybolmayacağının bilincini bir kez daha şahit oldum diyebilirim. Bu mekansızlık ve zamansızlık algısı içinde beni tanımlayan, beni ben yapan, bir kimlik ve kişiliğimin belirtisiyle  ben bir düşün, bir öznesi ve bir öğesiydim sanki.  Bu iklimden şuurla yeniden canlanıp, dirildiğimde yüzümdeki beliren tatlı bir tebesssümün nice inançlı yüreklerde bir ışık hüzmesi ve kutsal bir nur gibi kabul gördüğünü söyleyebilirim. Bu hal hakikatin ta kendisi ve kalplerdeki tecellisiydi.


Ümit Gülbüz Ceylan

1 Haziran 2014 Pazar

Zordur Babasızlık Yükünü Çekmek

Bana topuklu ayakkabı al baba” Soma madeninde şehit olan işçilerden sadece bir tanesinin biricik kızıydı o. Babasının mezarına bıraktığı bir mektupta öyle yazmış babasına. Bilirim her kız çocuğunun hayalinde bir topuklu ayakkabı vardır. Ama hiçbir kız çocuğunun hayalinde babasının mezarına koyduğu bir mektupla bu isteğini dile getirmek yoktur. Kız çocukları çok duygusal, çok naif ve babalarına çok düşkündürler. Babalar da kızlarının gözlerinde adeta birer kahramandırlar. Zordur kahramanların ölümünü anlamak. Zordur her akşam eve ekmek getiren o dev adamın artık bir daha gelmeyeceğini bilmek. Her çocuk için zordur, acıdır, kabullenmesi güçtür ölümün gerçekliği. Ne büyük imtihandır ölüm. Oysa dağ gibidir babalar kızlarının gözünde hiç yıkılmayacakmış gibi. Ne yazık ki; artık hiç kimse kahraman babaların yerini tutamayacaktır bu yetimlerin gönlünde.

Bir tarafta dul kalmış madenci kadınlar için hayat çetin olacak. Sanki bu matem bir ömür boyunca yüzlerinden okunacak, yüzler bir daha gülmeyecek, karalar bağlanılacaktır artık.  Bir tarafta boynunu bükmüş öksüz kalmış erkek çocuklar...Yıllar geçse de özlem derinleşecek, öksüz kalan her erkek çocuk, babasını arayacaktır ama; bundan böyle erkek çocuklar kendisini bir baba yerine koyacak, evin erkeği olacaktır artık.

Kız çocuklarının gözünde bir başkadır babalar. Baba güven demektir, baba güç demektir, baba en önemlisi de aşk demektir. Babasının gözlerinde görür annesine olan aşkı, bağlılığı. Böylelikle babasından öğrenir gerçek aşkı. Zordur babasız kalmış kız çocuğunun aşkı öğrenmesi ve bilmesi.  Sadece babasının annesine olan aşkı bilip görürken, başka gözlerdeki aşka bakmaya cesaret edebilir mi kendisi? “Bana topuklu ayakkabı alacaktın baba” derken sanki büyümüş de küçülmüş, küçük bir çocuktu kendisi. Büyüyünce topuklu ayakkabı alacaktı babası kendisine. Mahzun ve masum bakışlarıyla, büyük bir hüzün çöktü kızcağızın küçücük yüreğine. Babasının kocaman yüreğini nasıl sığdırmalıydı küçücük yüreğine. Zordur babasızlık yükünü çekmek. Bir iç çekti derinden; bir damla göz yaşı süzüldü birden gözlerinden. Bir çift topuklu ayakkabı geçirdi içinden. Babasından kalan bir hatıra olmalıydı. Belki de büyüdüğünde babasızlık yükünü bir çift topuklu ayakkabı taşımalıydı. Belki de topuklu ayakkabı kırmızı olmalıydı.

Ümit Gülbüz Ceylan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...