22 Mayıs 2013 Çarşamba

Samimi Ol, Asla Laubali Olma!..


Bundan yıllar evvel babam yurtdışından kesin dönüş yapıp İstanbul’a yerleştiğimizde şöyle bir şey demişti. ”Samimi ol ama, asla laubali olma!” Bu sözü İstanbul’da okula başlayacağım günün arifesinde söylemişti. Henüz genç kızlık dönemine giriyordum. Başka bir ülkede altı yıl okumuş, şimdi ise kendi ülkemize dönmüştük ve ben okula başlayacaktım. O zaman babamın  söylediği sözün ne anlama geldiğini tam olarak anlayamamıştım. Ancak daha sonraları babamın bana söylediği sözü anlayacağım olayları bariz olarak yaşadım. Okula ilk başladığım gün sanki babam olacaklardan haberdarmış gibi, daha sonraları arkadaşım olacak olan sınıf arkadaşım, sırtıma bir şaplak patlatarak benimle tanışmak istediğini ifade eden bir davranışta bulunmuştu.

Doğal olarak ben öyle bir hareketten hiç hoşlanmamış, önce kızın suratına anlamsız bir ifade ile bakarak onunla aramıza bir mesafe koyma gereğini duydum. Zaten yaradılış olarak da mesafe koyan ve laubaliliği sevmeyen bir insan olmama rağmen, babamın bu uyarıyı bana yapmasını anlamlı buluyordum. Samimiyet elbette iletişim için esastır. Samimiyetin olmadığı yerde iletişim bozukluğundan bahsedilebilir. Samimiyetin olduğu yerde dostluk, sevgi, güzellik, mutluluk gibi  olumlu duygular tezahür eder. Samimi davranmak ile sınırı aşıp ciddiyetsizliğe varan bir tutum göstermek aynı şey değildir. Samimiyet ile laubalilik arasında ince bir çizgi vardır. Mesafeyi korumak her zaman samimiyetinizi korur. Samimiyet hak ihlalini önleyen bir değerdir. Aslında sadece samimiyetinizi değil mesafeli olmak her türlü dedikodudan, iftiradan da insanı korur. Sınır koyamayan insan maalesef çoğu zaman kendini aklayamayacak durumlara düşebilir.

İnsan ilişkilerini belirli bir mesafe içinde yürütürse kendi fikir, davranış ve düşüncelerini de daha iyi kontrol edebilir. Aksi takdirde samimiyet içine laubalilik girdiği zaman suistimale uğramak her zaman mümkündür. Davranışlarımız hep bir ölçü içinde olmalı ve kendimizi tartarak ilerlemeliyiz. Karşımızdaki insanlarla da görüşmelerimizi saygın bir ölçü içinde devam ettirmeliyiz. O zaman zan altında kalmaz ve sıkıntı yaşamayız.

Ümit Gülbüz Ceylan

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Yorgunluğun Vicdani Boyutu


Arzın binlerce metre derinliklerinde kömür çıkartan bir maden işçisi, ya da demiri potasında eriten yorgun bir haddahane işçisi gibi değilim. Firavunların piramitlerine taş taşıyan binlerce  ırgattan biri de  değilim. Ne bir işçiyim, ne bir ameleyim; sadece yorgunum... Yorgun bir anneyim. Omuzlarımdaki yükün altında eziliyor, sıkışıyor, sanki nefes alamıyor gibiyim..

Yüküm ağır benim; geleceğimi taşıyorum bugünden yarına. çocuklarımla birlikte sorumluluklarımla. Bir hayat kurdum aile olma zenginliğinde,  anlamak ve anlaşılmak için, bir iletişim kuramı içinde değer bulmak ve değer vermek için. Yürekten gelen bir bakış, bir dokunuş, bir söz için paylaşımların en güzelidir tebessüm etmek, tebessümle kabul görmek için. O zaman hiçbir yük ağır gelmez hiçbir insana tek başına. Çünkü o zaman insan yanlız değildir. İşte o zaman insan kendini sevgi çemberinde bulandır. İşte o zaman insan inancıyla ve umuduyla yaşayandır. 

İnsan olmak demek, aynı zamanda insanın vicdanıyla yaşması demektir. Vicdan varsa sevgi, vicdan varsa  şefkat, vicdan varsa merhamet vardır demektir. Vicdan varsa birlik beraberlik ve bereket var demektir. Yorgunluk, bitkinlik, yoksulluk, yalnızlık asla yok demektir. 

Ümit Gülbüz Ceylan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...