29 Mart 2013 Cuma

Beklememeyi Öğrenmek


En sevmediğim şeylerden biri olan beklemek ve bekletilmek, insanın sabrını zorlayan bir durumdur. Bu öyle bir beklemedir ki; son aşaması da insanı umutsuzluğa sürükleyen bir duygudur. Normalde birçok insan benim gibi bu tür duyguları yaşadığını tahmin edebiliyorum. Karşımızdakine her tür hoşgörüyü göstermemize, küçük küçük uyarı niyetinde bir takım şeyleri hatırlatmamıza rağmen bir sonuç alamayız. Tam tersine beklentilerimizle muallakta kalırız. Boşlukta kalmak demek, hiç bir yöne hareket edememek ve beklemekten başka çare olmadığını düşünmeye başlamak demektir. Oysa beklemenin de  bir sonu ve sonucu olmalıdır.

Her insanın bir hoşgörüsü ve bir tahammül noktası vardır. Aslında bu her kişi için kimlik, kişilik ve değerleri açısından farklılık göstermektedir. Karşı tarafın niyetini okumaya başladığınızda, basiretiniz ve ferasetinizle hareket etmenizin zamanı gelmiştir. Bunu da bir sınav olarak kabul edersek, bunun bir sonraki aşaması da artık beklememeyi öğrenmektir. Tam yeri ve zamanında kimliğini, kişiliğini, bütün değerlerini ortaya koyarak muallakta kalan meseleyi çözüme kavuşturmaktır. Artık nezaket ve kibarlık göstermek yerine, profesyonelliğin gereği her neyse ona göre ilişkileri yeniden konumlandırmaktır. Bu aynı zamanda karşımızdaki kişinin bize olabileceğini düşündüğümüz algılarını da değiştirecektir. İtibar kaybeden asla biz olmayacağız. 

Sabrın ne olduğunu, hayatım boyunca nelere katlandığımı ve neleri beklediğimi ben çok iyi bilirim. Neye inandıysam, neye bağlandıysam, iyilikleri, güzellikleri ve doğrulukları paylaşmayı bilenlerdenim. Son zamanlarda, söz verildiği halde bir yerden gelecek cevabı beklememeyi de öğrendim. İşimi titizlikle takip eder, ilişkilerimi ona göre konumlandırırım. Karşı taraf istediği gibi hareket edebilir. Benim için bu saatten sonra beklememeyi öğrenmenin rahatlatıcı bir durum olduğuna idrak ettim. Söz veren, sözünü askıya alan, sözünü tutmayan, ikili ilişkileri zedeleyen kişiler bundan sonra kendileri rahatsız olacaktır. Rahatsız olan kişiler bekleyenler değil, ancak söz verip karşısındakini bekletenler olacaktır. Gereksiz yere beklememeyi öğrenmek de bekleyenler için bir kazanım olacaktır.

Ümit Gülbüz Ceylan

25 Mart 2013 Pazartesi

Bütünü Görebilmek


Hayatımızda bugüne kadar yaptıklarından veya yapamadıklarından dolayı bir üzüntü duydun mu diye sordu bir yakınım? Bu soruya öncelikle tebessüm ettim. Daha genç yaşlarımda yapmak istediklerimden veya yapamadıklarımdan dolayı üzülmüş, kırılmış olsam da, hayatın bana kazandırdığı herşeyi kendim için, değerli bir  tecdübe olarak saymışımdır. Yaşadıklarımızı kaderimizle özetleyebiliriz. Yaşadıklarımızdan kendimizi motive eden değerleri hiç bir zaman da hayatımızdan çıkartmak istemeyiz. Belki de bizi dengede tutan en büyük dayanaklarımızdandır.  

Bugün baktığımızda bambaşka bir manzara görebiliriz. Herkes kendisi için hazırlanan  haritayı bir bütün görebilir. Ben de; önceki yaşadıklarımın aslında haritanın doğru parçalarını oluşturmak için olduğunu bilmiyordum. Ancak yaş ilerledikçe ve tecrübe edindikçe yaşadıklarımızın haritayı tamamlayabilmek için bir yapbozun parçaları gibi, girinti ve çıkıntılarımızın törpülenmesi için gerekli olduğunu anlayabiliyorum. Kader değişmeyeceği için geçmişe dair bir üzüntü taşımak; "Ah keşke" diyeceğim hiç bir şeyim olmadı. Yaşanması gereken yaşanmıştır. Çünkü daha güzel bir hayat için olmuştur olanlar. 

Gelecekte  mutlu olabilmemiz için, kuş bakışı bakabilmemiz gerek... Hayatımıza renk katabilmemiz için basiret gerek.. Ufka doğru sonsuzluğa bakabilmemiz için feraset gerek.

Ümit Gülbüz Ceylan

12 Mart 2013 Salı

Çocukluğumuzun Tanıkları


İyi ki çocukluğumun masum, naif hatıraları zaman zaman belleğimden çıkıp, bir film şeridi gibi gözümün önünde canlanıyorlar. Çocukluğumun bu hatıraları vücut bulduğunda, yüzümü kaplayan bir gülümsemeyle geçmişimi, kızımda seyreder gibi oluyorum. Sanki onunla birlikte masumiyetimi yeniden yaşıyorum. Hayat keşke hep çocukluğumuzun masumiyet duyguları içersindeki o saflıkta devam edebilseydi. Ya çocuklar olmasaydı! Çocukluk hisselerimizi bile hatırlayamayacak, geçmişte yaşanıp yaşanmadığına kendimize itiraf edemeyecektik. Çocuklar bizim çocukluk hatıralarımızın sanki birer tanığı gibiler. Çocuklarımızın çocukluklarında saklı bizim anılarımız. Bakışlarında, gülümsemelerinde, ağlamalarında buluyorum kendi duygularımı. Onlar zamanın gerçek tanığı gibiler. Çocukluğumun hatıralarına, yani kendi çocukluk yolculuğuma geri döndüğümde, orada bir süre kalıp arınmamı sağlayan, yine kendi çocuğumun masumane varlığıdır. Çünkü büyüklerin dünyasında, masumiyet artık çoktan yitirilmiş bir duygu olsa da; ancak kendimizi çocukların masum gülüşlerinde bulabiliyoruz.
İnsan büyüdükçe masumiyetini kaybediyor. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki; masumiyetimiz zorla elimizden alınıyor. Öyle bir anlayış ve zihniyet içindeyiz ki, kendimizle yabancılaşabiliyoruz. Her aynaya bakışımızda içten gelen bir buruklukla hüzünleniveriyoruz.
Oysa bir çocuğunuz varsa, hele bir de anne iseniz; onunla birlikte büyüyorsunuz. Onunla birlikte gülebilir, onunla birlikte ağlayabilirsiniz. Onun  sevgiyle derinden bir bakışı, yüreğinizin derinliklerinde çiçekler açtırtabiliyor. Onun hüzünlü bir bakışı, yüreğinizi yakabiliyor. Onun gülümseyişi mutluluk, onun başını omzunuza koyması  sizi  huzurla buluşturabiliyor. Çünkü o kaybettiğimiz  masumiyeti  tekrar bize kazandırtabiliyor. Çocukluğumuzu yaşamak istiyorsak eğer, ya  ihtiyar bir ninenin çocuğu olalım. Yada annesiz bir çocuğa annelik yapalım.

Ümit Gülbüz Ceylan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...