16 Kasım 2012 Cuma

Adalet Duygusu Vicdanidir


Adalet vicdanlarda yeşeren bir olgudur. Adalet duygusunun olgunlaştığı yer ise en başta ailedir. Bir aile düşünelim ki; o evde herkes birbirine yardımcı, özellikle evin beyefendisi, eşi mutfakta işini bitirmeden kendisi de oturup televizyon seyretmiyor. Pazar kahvaltısını birlikte kurup birlikte kaldırıyorlar.  Evde ne iş olursa olsun erkek, eşi oturmadan kendisi de oturmuyor. Aynı şey elbette evin hanımefendisi için de geçerli; o da eşi oturmadan oturamıyor nasıl destek ve yardımcı olabilirim diye, etrafında dönüp duruyor. Her ikisinin de vicdanı ancak böyle rahat edebiliyor çünkü. Çocuklar da bu hayata karınca kararınca iştirak ediyorlar. Anne babalarını örnek alarak yetişiyorlar. İşte böyle bir ailede birey olarak büyüyen bir çocuğa “sokağa çöp atma” veya “otobüste büyüklere yer ver” komutlarına ihtiyaç duymazsınız. Güzel davranışlar edinmek, güzel huylar ve karekter kazanmak,  ancak yaşanarak ve görerek içselleştirilebilir. Polis zoruyla getirilen adalet adalet hukuku korumayacağına göre, kanunların yetişemediği yerde her zaman vicdanlar devreye girecektir.

Adalet duygusu vicdanidir. Çünkü vicdan fıtridir. Fıtri olan her şey imanidir. İnanan insanın önce adalet duygusunun vicdanla pekişeceğini iyi bilir. Vicdan varoluşumuzda kodlanan ve varlığımızla ıspatlanan sevgi, şefkat ve merhametin özüdür. Kanunlar, yönetmelikler, kurallar uyulsun diye konulmuştur. Eğer içten duygularla kurallara uyarsak iyi bir vatandaş olabiliriz ama, bu kanun, yönetmelik, ve kuralların dışında iyi insan olma, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma duygusunu taşıyabilirsek, aynı zamanda yaşadığımız hayata bir anlam katmış oluruz. Ancak aheng böyle yakalanabilir. Herkes bir işin ucundan tutmayı aynı zamanda bir erdem olarak kabul ederse, ulvi duygularla huzur bulacak ve mutlu olacaktır.

Mademki adalet duygusu insanın kendi doğasında var olan bir duygudur; o halde bu duyguyu doğru davranışlarla dönüştürüp, bu duygunun yok olmasına izin vermeden, gelişmesine çalışmalıyız. Ancak böylelikle adalet, hak, hukuk kavramlarını içselleştirebiliriz. Başka bir deyişle adaletin zuhur edebilmesi için kendimizi  karşısındakinin yerine koyarak ve empati ederek düşünmeli, aynı zamanda da, varlığımızı onun yerine koyarak adalet, hakkaniyet duygularıyla hareket etmeliyiz.

Ümit Gülbüz Ceylan

5 Kasım 2012 Pazartesi

Gülümsemek İbadettir


Başlangıç ve bitişler arasındaki geliş gidişlerle sınırlıdır hayatımız. Büyük başlangıç doğumumuzdur ve büyük bitiş ölümümüzdür. Bunun arasında yaşadığımız tüm küçük başlangıç ve bitişler için hep didinip durmaktayız. Üzülürüz eğer kötü bittiyse işlerimiz, işlemlerimiz, işlevselliğimiz. Seviniriz eğer iyi başladıysa her adım atışımız. Genellikle takılır kalırız kötü gidişata. Bunun yanında seviniriz iyi süren başlangıçlara. Doğal olarak her yeni başlayan sonuç olarak bitip gidecektir.. Unutulacaktır. Acılar, sıkıntılar bile hep geçicidir. Yani her şey gelip geçicidir. Keşke her anımızı bu düsturla yaşayabilsek, gülüp geçebilsek yaşadıklarımıza. Yüzümüzde hep “Bu da geçer” diyen bir gülümsemeyle bakabilsek dünyaya. Çünkü hayata gülümseyemediğimiz her an mutluluğu ıskaladığımız an olarak görmeliyiz.  Mutluluk elde ettiklerimize sevinmekten çok elde edemediklerimize de aynı zamanda süzülmemektir. Bütün gayretimiz; her bir başlangıç mutluluğa, her bitiş de yine mutluluğa, yaşama sevincine dönüşmesi için olmalıdır.. Gülümsemeyle başlayan bir bayram geçirdik yine gülümsemeyle bir bayramı sonlandırdık. Hala gülümsemeyi başaramamış olanlara hayatlarına yeni başlangıç yaparak gülümsemeyi almalarını tavsiye ediyorum. Hayatı başlangıç ve bitiş arasına sıkıştırmadan yaşayabilmenin tek anahtarı olan gülümsemeyi denemelerini söylüyorum. Gülümsemenin sadaka yerine geçeceğini bildiğimiz gibi,  aynı zamanda da bir ibadet olduğunu anımsatmak istiyorum.

Ümit Gülbüz Ceylan

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...