23 Ekim 2012 Salı

Medya ve Galatı Meşhur


Kelimeler o toplumun düşünce yapısını gösterir. Türkçe’de öyle kelimler vardır ki; bir batılıya anlatamazsınız, çeviremezsiniz. Türkçe’de kelimelerin kökenine indikçe deryalara ulaşırsınız. O kökten nice başka kelimeler üretildiğini görürsünüz. Bu çok keyifli bir kovalamacadır. Kelimenin kökü başka kelimelere kapı açar oradan başka kapı derken sonsuza açılan kapıların içinde hiç bitmeyen bir kelimeler yolculuğunda bulursunuz kendinizi.    

Günlük hayatta kullandığımız, kendimizi ifade ettiğimiz kelimelerin sayısı azaldıkça, kelimelerin anlamı sığlaştıkça, düşünce dünyamızda daralmalar başlar. O zaman o toplumun anlayışı ve kültür yapısı çökmeye başlar, yavaş yavaş başka bir topluma dönüşür. Kendisi kelimeler dünyasından koptukça toplum tanımlayamadığı başka bir topluma dönüşür ki; buna moda deyimle hibrit toplum da diyebiliriz. Türkçe kelimelerin beslendiği kaynak Arapça’dır. Tıpkı batı toplumunun Latince olduğu gibi. Kökü belli, kaynağını bildiğiniz kelimeler sizin toplumunuzun aynasıdır. Dışarıdan gelen birçok kelimede zamanla Türkçe’nin fonotik yapısına uyarak Türkçeleşmiştir. Ama birçok yabancı kelime de zaman içinde Türkçe’ye girmek istese de, toplum onu almamıştır. Fakat günümüzde medyanın özellikle çeviri dilinin de etkisiyle İngilizce’den çok kelime Türkçe’mizi tehdit etmektedir. Daha doğrusu düşünce yapımızı tehdit etmektedir. Örneğin; genç neslin hatta artık yaş farkı olmaksızın konuşma dilinde çok duyduğumuz “inanmıyorum” kelimesini hangi temele oturtacağımızı bilemiyorum. İnanç temelli bir toplum olarak bize bununla, inançsızlık mı dayatılmak istenmektedir. Bu da ayrıca irdelenmesi gereken bir konudur.

Fakat bize en acı gelen tarafı da, “İnanmıyorum” kelimesiyle başlayan bir cümleyi gazete başlığına taşıyan, ünlü bir gazetenin  genel yayın yönetmeninin bize verdiği cevaptır. Üzülerek söyleyebiliriz ki; bir yanlışı doğru kabul edip, buna galatı meşhur demek acizliğine düşülmemesi gerekirdi. Yoksa yayıncılık sorumluluğunun getirdiği çok önemli şey yapılan bir hatayı tekrar etmemektir. Toplumun ağzında sırıtan, galatı meşhur olan bir kelimeyi başlığa taşımakla, onu meşrulaştırmak anlamına gelir. Medyanın yozlaşması kelimelerin yerli yersiz kullanılmasıyla başlıyor. Bundan dolayı da düşünce dünyasında var olan bocalanmayı da beraberinde getiriyor. Bu tür yozlaşmalar medyanın bugünkü fikir dünyamızda ne kadar güvenilir bir yeri olduğunu göstermesi bakımından önemli bir örnektir. Galatı meşhurdur diyerek, “İnanmıyorum” kelimesini kullanmak ve kullanımını ısrarla savunmak, dilbilimcilerin hiçbir zaman affetmediği ve hoşgörüyle bakmadığı bir durumdur. Medya bu şekilde itibar kaybına uğramaktadır. Bir kelimeyi, bir kavramı, bir sözcüğü cümle içinde hakkını vererek kullanmamak demek, iletişim sanatlarını bilmemek demektir. Medya kendi itibar kaybını önlemek için, toplum nezdinde tekrar itibar kazanmayı yeğlemelidir. Medya okuyucularına vermek istediği şeyi verirken en iyisini ve  en güzelini, en doğru şekilde sunmalıdır..

Ümit Gülbüz Ceylan

18 Ekim 2012 Perşembe

Yazmak Yada Yazamamak


Hayatımın hangi devresinde yazmak fikri benim için önem taşımaya başladığını, tam olarak hatırlayamasam da, ortaokul yıllarında ileride yapacağım işi düşlediğimde de, nedense zihnimde hep kalem ve kâğıt canlanırdı. Yazarak bir şeyler yapacağımı hep düşünürdüm ama,  bunun ne olacağı hakkında, o zamanlar bende buna dair  somut bir fikir oluşmamıştı. Sonra yıllar geçtikçe, liseyi bitirip iş hayatına başlayınca da, yazma fikriyle aramda daha güçlü bir bağ oluşmaya başladı. Artık yazmak sadece nedenini bilemediğim bir istek değil, benim için nefes alıp vermek kadar doğal, aynı zamanda da yerine getirilmesi gereken bir zauret halini almaya başladı. Böylece benim yazma fikrim ve yazarlıkta ustalaşma azmim günden güne bir tutku haline alırken, aynı zamanda huzur ve mutluluğumun kaynağı haline gelmiş olduğunu söyleyebilirim. Sonuç olarak yazmak benim için nefes alıp vermek kadar hayati bir önem kazanmaktadır. 

Artık; reklam metni, denemeler ve  fikir yazıları yazarak, yazın hayatında var olmak istedim. Yazmakla ilgili alanlarda yer almak beni mutlu ederken, ancak mesleğim metin yazarlığından çok medyanın başka alanlarında da var olmamı sağlıyordu. Yine de kendimi hep yazarken düşlediğimi, hatta o zamanlar evli değilken bile şehrin gürültüsünden uzakta, eşim ve çocuklarımla birlikte huzurlu ve mutlu bir aile olarak, müstakil ve bahçesi olan, mütevazi bir evde yaşadığımızı düşünür oldum. Eşimin akademik çalışmaları nedeniyle, hem ona çalışmalarında destek vermek, hem de öyle bir ambians içinde evimizin çatı katında keyifle yazılarımı da yazabileceğimi hayal eder dururdum. Tabii zaman geçti; böyle daha önceleri düşlediğim gibi müstakil bir evim olmasa da, ailecek içinde huzur bulduğumuz ve mutlu olduğumuz, dairemizde, yazmak ve yazamamak arasında gidip geldiğimi ve bu gidiş gelişler arasında yorulduğumu en sonunda fark etmiş bulunuyorum. Yazmayı çok istemek ama, bir türlü yazamamak, buna da bin türlü mazaretler uydurmanın geçerli sebeplerine kendimi inandırmaya çalıştım. Doğal olarak yazma eylemi hayatımın bugünkü alt yapısını oluştururken, hep gazeteciliği ve iletişimciliği merkeze koyarak prdofösyonel olarak yazmak, hemde yazma eylemini birtakım mecralarda görmek arzusunu taşıdım.. Aslında bugün yazma adına ciddi bir hareket noktasındayım. Eğer yazabilirsem; yazmak ve yazamamak arasında kalmadan ilerleyebilirsem, var oluşumun altına imzamı keyifle atmış olacağım.

Yazmak, yada yazamamak eylemini, bu andan itibaren ısrarla yazmaktan yana kullanacağım. Ayrıca ikisi arasında kararsız kalmama, tıpkı okyanuslardaki med ve cezir gibi gidip gelmelerime neden olan, beni düşünce, duygu ve davranış olarak olumsuz etkileyen, bütün bahanelere olanca gücümle karşı duracağım. Çünkü yazamamak sonuçta yazmamak demektir. Olmak yada olmamak gibi; yazmak ve yazmamak iki zıt kavram bir arada kullanılsa bile , eylem olarak bir arada doğası gereği olmayacağını biliyorum. Yazamamak fikri bahanelerle gelişip, kötü bir hücre gibi insan bünyesini bütünüyle sarabiliyor. O halde yazmak eylemim; duygularımda, düşüncelerimde, aklımda, zihnimde, hafızamda yer ederek, bunu da bütün kalbimle davranışlarıma dökeceğim. Öyle bir hayat süreceğim ki, geçmişime güzel bir miras bırakmış olup, ancak yazarak ve yaşatarak öleceğim.

Ümit Gülbüz Ceylan
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...