22 Ağustos 2012 Çarşamba

Özümüz Gibi Yaşayalım



Şehirli insan olmanın, şehirde yaşamanın derin sancısını yaşıyoruz. Şehirde yaşamanın getirdiği birçok kolaylığın, hazırcılığın bize neye mal olduğunu acaba kestirebiliyor muyuz? Herşeyi tüketmek için kurgulanmış şehir hayatında önümüze hazır gelen yiyecek, içeceğin, giyeceğin, neresinde bir emeğimiz var ki; bunu yüreklilikle kendimize sorabiliyor muyuz? Pek değil tabi. Elde ettiğimiz her şeyin hakkımız olduğunu zannedip sorumsuzca tüketmek için ne gibi ayrıcalığımız olabilir? Tabi ki hiç. Şehirde yer edinmiş olmanın verdiği bir egoyla ne yazık ki; kendimizi efendi, üretenleri de kendi hizmetkârlarımız zannetmek gibi bir komplekse giriyoruz. Onlar üretsin de, biz parasını verelim, gelsin önümüze hazır tepside sunulanlar. Üstelik bu sunulanların çoğu da, ihtiyacımız olmayan ve  bizi köleleştirmek için yaratılmış sahte ürünler. Evet ürün demek daha doğru belki de. Zira bir insanın ihtiyacı bellidir. Köydeki, kasabadaki insanın kaç adet ayakkabısı var; buna karşılık bizim giydiğimiz ayakkabılarımızın haddi hesabı nedir?.   Buzdolaplarımız ağzına kadar dolu dolu. Neredeyse içindekiler aylarca yetecek kadar nevaleyle doludur. Giydiğimizi bir daha giymeyiz. Modası geçeni, beğenmediklerimizi köylerdeki  fakirlere göndeririz. 

Çalışıp didinip, dinginliğimizi yitirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Şöyle bir durup kalabalıklara karşı, bakmıyoruz kendi aynamıza.. Neden ve  niçin bunca çaba ve  koşuşturma!. İyi bir hayat yaşamak için verdiğimiz bunca  boğuşmaca. Kendimize  verdiğimiz cevabımız da hazır zaten. Kendi kendimize kandırmamalıyız. Onun için kendimizle yüzleşmenin zamanı kollamalıyız.. Öyle ruh hali yaşarız ki, o gelmeden kendimizle karşılıklı bir konuşmalı ve kendimizle hesaplaşmalıyız. Bu telaşımız nedir ki; ve bu koşuşturmanın varacağı yer neresidir?
Anlamak lazım kurgulanan oyunu. Para kazanmak için yaşamadığımızı, hayatın bu kadar anlamsız olmadığını..  Daha çok para kazanmak ve  daha çok tüketmeğe ihtiyacımız mı var yoksa, bir deniz kenarında ufka dalıp kendimizle buluşmalı mıyız? Biraz tefekkür etsek bu sorunun cevabını rahatlıkla kendimize verebiliriz. Yorgunuz hep şehirli olarak. Bırakalım bir an kendimizi engin düşünce ve duygulara.. Gözlerimizi kapatıp, rüzgârın esintisine birkaç dakika da olsa da kerdimizi bırakalım... Bütün dünyevi kaygılardan uzak derin bir nefes alıp verelim. Rahatlayalım. Gerginlikleri üzerimizden atarak yumuşayalım. Hayatı derinden yaşamayı, tadına varmayı, ruhumuzu bedenimize esir etmeden var olmayı öğrenelim şehirde de olsa. Tükenmeden var olabilmenin; onca kalabalığın içinde ağır çekimde yaşayabilmenin hünerini gösterelim kendimize. Yiyecek ve giyeceklerimizle değil, yüce bir gönülle ve güzel bir gülümsemeyle bir esinti gibi insanların gönüllerine giden yol güzegahından yürüyüp, geçip gidelim. Böyle bir felsefe içinde varlığımızın özüyle bir gönül köprüsü oluşturalım. Kendimiz gibi, özümüz gibi yaşayalım. 

Ümit Gülbüz Ceylan


19 Ağustos 2012 Pazar

Bu Bayram


Bu bayram uyanış olsun. 
Gafletten kaçış olsun..
İçimde bir ulvi ses var;
Ölüyü bile dirilten
Bir nefes olsun.

Bayramınız kutlu olsun.


Ümit 
Gülbüz 
Ceylan
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...