31 Ekim 2011 Pazartesi

Depremin düşündürdükleri ve hissettiklerim.

Günlerdir kendime gelemiyorum. Tam boğazımdan bir lokma geçecek yutkunuyorum. Enkazın altında kaç can var; bunlardan kaçı o soğuk beton yığınlarının arasında son nefesini veriyor diye düşünüyorum. Soluğum kesiliyor. Kaç yavru ana kucağından ayrı, insafsız müteahitin betonları arasında, son uykusuna yatıyor diyorum. Gözlerim doluyor. Kaç bebek henüz gözlerini dünyaya açmışken birden toz bulutun içinde yitip gidiyor. Kim bilir diyorum. Gözümden yaşlar iniyor. Kaç ana feryat ediyor. Kaç yavru anasız. Gözyaşlarım sel oluyor. Azra bebek diyor televizyon kanalları; mucize kurtuluşu gerçekleştirdi. Ya diğerleri diyorum. Hıçkırıklara boğuluyorum. Çocuklarım, eşim dönüp bana bakıyorlar. Şanslı olduğumuzu düşünmek bile aklımdan geçmemişken TV’den bir ses “şanslıydık son anda kendimiz ailecek dışarı attık” diyor. İçim titriyor. Ya yavrusu enkaz altında diye yıkıntının önünden ayrılmak istemeyen annelere ne diyebiliriz? Eşim ve çocuklar yine dönüp bana bakıyorlar; “Hiç diyorum çok etkiledi beni tüm bu olanlar. Üst üste geldi, diyorum. On altı aylık kızıma sarılıyorum. Oğlumu bağrıma basıyorum. Eşime gülümsüyorum. Hepinizi çok seviyorum diyorum. Hadi kalanlar için ne yapabiliriz diyorum. Yarın gidip bebek bezi almaya karar veriyoruz. Bizim de bir katkımız olsun diye. Oğlum oyuncaklardan iyi olanları ayırıyor vermek üzere. Ben kızımın küçülen sağlam giysilerini topluyorum. Yarın afet bölgesine gidecek kamyona vermek üzere hepsini poşetlere içinde kapının kenarına koyuyorum. 

Deprem insanlarımızın kaderi olmamalı. Bu konuda vatandaş olarak bizler ne yapabiliriz, şimdi bunları öğrenmek istiyorum. Üzerimize düşeni yapmak ve mücadele etmek için. En azından ölenler için böylelikle mücadele ederek kaçak, kanunsuz, imarsız yapılara karşı bir sivil dayanışma oluşturmak için gerekli takipleri yapmaya karar veriyorum. Bugün beni veya çocuğumu vurmasa bile deprem torunlarımı yakalayabilir düşüncesiyle hareket etmek istiyorum. O yüzden gerekli kanunların çıkması için takipçi olmalı, kanunsuz yapının karşısında bir duruş sergilemenin yollarını bulmalıyız. Çünkü bu başımıza gelenler kendi kabahatimiz, depremin değil. Deprem doğal bir olay hatalı yapılaşmaya doğal denebilir mi? Katil bizim kendi ellerimizle yarattığımız dayanıksız yapılardır. Bilinç oluşturmalıyız. Bu olanlar bize bir kez daha gösterdi ki biz unutmaya meğiliyiz. Tedbir almayı sevmiyoruz. Kadere inanıyoruz ama kaderci olunmaz. Bir daha bu şansımız olmayacaktır. Bugünden yarını düşünmek zorundayız. 

Ümit Gülbüz Ceylan

14 Ekim 2011 Cuma

Pembe domates.. Kokulu domates.. Lezzetli domates..


Bu yaz daha öncede anlattığım gibi hem ziyaret, hem seyahat amacını güden bir tura çıkmıştık ailecek. Çanakkale’nin Biga ilçesi ilk durağımızdı. Zira eşimin ailesi de bu beldede yaşıyorlar. Malum domatesi ile tanınan bir ilçedir Biga. İstanbul’da da bazı tezgâhlarda Biga domatesi satılır. Meşhurdur Biga domatesi. Biga’dayken oranın pazarına da denk gelmiştik. Benim de en sevdiğim şeydir zaten yerel pazarları gezmek. O yöreye özel neler olduğunu bilmek, fiyatları öğrenmekten keyif alırım. Pazara ailecek çıkmıştığımızda ben ise özellikle domates çeşitlerine bakarım. Çünkü normal bildiğimiz kırmızı Biga domatesleri, armut şeklinde olan domateslerin yanı sıra neredeyse bir tanesi bir kilo kadar gelen pembe domatesleri görünce  şaşırdım. Sonradan adının Semra olduğunu öğrendiğim satıcı kadına bunların hikmeti sebebini sordum. Cinslerinin böyle olduğunu örenmiş oldum. Hatta civarda var olan, uluslararası bir firmada çalışan Japonlar, gelip alıyorlarmış bu domatesleri. Japonlar  bu domatesleri sadece yemek için almazlar. Satıcı kadına sorduğumda o de bilmiyorum cevabını aldıktan sonra, düşündüm ki;  belli ki  üzerinde yabancılar tarafından  bir araştırmada yapılıyordur..  Japon bunlar öyle ya! Boyları küçük olsa da zekaları büyük..
Sonra da bu domateslerden bir kaç kilo satın aldık. Eve gittiğimizde  bir tanesini kestikten sonra yedik. domatesin çok güzel ve çok lezzetli bir tadı var. Gerçekten domates yediğinizi fark ediyorsunuz;  "İşte domates budur3 diyebiliyorsunuz. Zaten fotoğraftan da anlaşıldığı gibi domatesler yamru yumru. Doğal olduğu şeklinden belli. Sonra diğer domatesler kızımın merakını çekti. Sanki domateslerin kokusu bile çocuğu çocuğa yetiyordu.  Çocuğun elinden  salça olmak üzerindeyken domatesleri zoraki alıp sepete kaldırdım. Ama bir tanesi bile bir bebek kafası kadar olan bu pembe domateslerle, bu yaz  karşılaşyacaımı bilemezdim.  Tatilden döndükten bir süre sonra da İstanbul’da her pazartesi kurulan semt pazarında, bu sefer daha küçüklerine rastlamış oldum. Tereddüt etmeden hemen aldım. Kilosu üçbuçuk liraydı. Halbuki bu domatesin kilosu Biga’da bir liraydı. Belki artık sonbahara yaklaştığımız için fiyatı böyleydi. Bu olaydan bir iki gün sonra da Gülben Ergen’in programında organik Nazmi adında bir beyefendinin hararetle organik tarımdan bahsettiğini duydum. Bir süre onu izledim. Tohumları nasıl elde edeceğimizi ve saklayacağımızı anlatıyordu. Bu tohumların ne kadar büyük bir milli servet olduğundan bahsediyordu organik Nazmi. Bununla da kalmıyor doğal beslenmeyle ilgili oluşturdukları bir tarım kooperatifinden bahsediyordu. Bunun için de www.ougf.org.tr adında site kurmuşlar. Bu siteden ürün sorgulama da yapabiliyor. Ben bu siteye gireyim dedim ama, bir türlü  siteye girebilmem mümkün olmadı. Vaktim olmadığı için bir daha giremedim. Ama deneyip de siteye girmeye başaranlar olursa haberim olsun isterim. En son olarak da geçenlerde bir arkadaşım bana sana bir hediyem var deyip bana bir zarf uzattı. İçinde tohum olduğunu olan şeffaf, küçük bir torbacık çıktı. Bana getirilen bu tohumlar meğer pembe domates tohumlarıymış. arkadaşımın bir gönüllü tanıdığı pembe domateslerin tohumlarını herkese dağıtıyormuş. Böylelikle kendi toprağında bu domatesler yetişecek, yaygınlaşarak hepimiz bir gün doğal domates yiyeceğiz. Ben de şimdi ilkbaharı bekliyorum. Tıhumlarım için uygun bir yer arayacağım. Bu tohumdan isteyen varsa onlarla paylaşabilirim. Zira bu tohumlar paylaştıkça çoğalacaktır.  Bu tür uygulamaların sağlıklı olmamız ve sağlıklı nesiller yetiştirmemiz açısından ne kadar önemli olduğunun bilincine varmalıyız. 
Ümit Gülbüz Ceylan
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...