30 Eylül 2011 Cuma

Kendini eşinin aynasında gör

Yüksek tirajlı gazetelerin hafta sonu eklerinden birinde geçen hafta dış kaynaklı bir makale yayınlandı. Konu evliliklerde başarının sırrı üzerine odaklanıyordu. Yine Amerika Birleşik Devletleri üniversitelerinde uzman akademisyenlerin kurduğu laboratuarlarda yaptıkları araştırmalarda, eşlerin birbirini geliştiren birbirlerine bir şey katan, çiftlerin daha mutlu olduklarını belirtiyorlar. Devamında da şu sonuca varıyorlar, benliğin açılımı adını verdikleri bu tezde eşlerin birbirlerini yontması ve bu yolla karşılıklı olarak hedeflerine ulaşmaları, evlilik kurumunun başarılı olmasının en önemli nedeniymiş. Yani kısaca bu yolla çiftler birbirlerini geliştiriyorlar. Batı mantığıyla bakıldığında eşlerin sosyal hayattaki konumları, entelektüel birikimlerini eşlerine aktardıkları ölçüde hayatın renklendiğini belirtiyor. Burada ister istemez karşılıklı bir alışveriş söz konusu. Eğlenceli ve doyurucu benliği geliştirici bir evlilikten söz ediliyor. Yontma kelimesini de bu minvalde kullanıyor batılı söz konusu uzmanlar. 
Gelelim Hz. Mevlana’ya. Hz Mevlana Fihimafih adlı eserinde der ki; evlilik eşlerin karşılıklı olarak birbirini yontmasıdır. Buradaki yontmadan kasıt eşlerin kendilerini birbirlerinin aynalarında görüp eksik, fazla taraflarını yontarak güzelleşmeleridir. Ne zaman eşimizin beğenmediğimiz yönlerinden şikayet edip duruyorsak bu kendimizi aynada gördüğümüzdendir. Şikayet etmeyi bırakıp aynayla konuşmayı becerebilmek lazım. Bu durumda batılı akademisyenlerin bahsettiği yontma aslında Hz. Mevlana’nın bahsettiği ile tam anlamıyla örtüşmemektedir. Çünkü hatalarımızı kabullenmeden şikayeti kesmeden benlik açımlı falan olmaz. Olsa olsa benlik olur. Bu da zaten evliliklerin çıkmazıdır. Ne zaman kendimiz eşimizin aynasında görmeyi başarabilir ve kabullenebilirsek bir şeyleri düzeltmeye başlayabiliriz. Bir başka bilge insanın dediği gibi aşk birbirine bakmak değildir. Aşk birlikte aynı yöne bakabilmektir. Bunun olması için de benlikten geçebilmek gerekir.
Öte yandan paylaştığım bir haberi size de aktarmak isterim. Geçenlerde   bir akrabamızın kızı iki yıllık evliliğini tek celsede sonlandırdı. Sebep fikir uyuşmazlığıymış. Anlayamadım. Kim kiminle tam anlamıyla aynı fikirde olabilir ki. Doğurduğumuz çocukla bile vakti geliyor farklı fikirlerin doğruluğunu tartışmıyor muyuz? Bizi biz yapan zaten fikirlerin farklılıkları değil midir? Hepimiz aynı kumaştan biçilmedik ki. Ama benim fikrim doğrudur diye diretiyorsak zaten bu fikirlerin uyuşmazlığı değil fikirlerin iktidar mücadelesi olur. O zamanda zaten evlilik yürümez. Bir ipte iki canbaz yürümez. Evlilik bir denge oyunudur. Bazen kadın canbaz olur bazen erkek. Bir söz duydum. Çok hoşuma gitti sizlerle paylaşmak isterim. Kuşlar hep aynı yükseklikten uçmazlar. Biri yüksekten uçarsa diğeri de alçaktan uçar ki birbirlerine çarpmasınlar.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Gelinlik ve masumiyet

O gün eve yayan değil arabayla gidiyordum. Sanırım o gün içinde başka bir yere de uğramam gerektiğinden arabaya ihtiyacım olmuştu ve sabahtan arabayla işe gitmiştim. İşim ve ev arası yürüyüş mesafesinde olduğundan genellikle arabayla değil de yürüyerek eve gitmeyi tercih ediyorum. Hatta bazen de bisiklet ile işe gidebiliyorum. 

Belki de arabayı almasaydım o sokaktan geçmeyecek ve şu anda bu satırları yazmak durumunda kalmayacaktım. Her şey akşam eve dönerken gerçekleşti. Arabayla geçmeyi tercih ettiğim o malum sokaktan giderken gözüme bir gelinlik firmasının şirket arabası ilişti. Şu panelvan olanlardandı. Aracın arka ve yan cephelerinde dev gelin fotoğrafları vardı. Sağ tarafta duruyordu ve yarıya kadar kaldırıma park etmişti. Fotoğrafların bu kadar dikkatimi çekmesinin sebebini birazdan açıklayacağım. Zira bir firma arabasının üzerindeki reklamlar olağan dışı bir şey değil. Ama söz konusu gelinlik ve bu gelinliği giyen mankenlerin duruşları ve yansıttıkları duygular masumiyetten öte bir anlam taşıyorsa elbette yazı konusu olabilirler. Bizim toplumumuzda gelin ve gelinlik masumiyet, saflık, temizlik ve hatta artık neredeyse sadece bir eski isim olarak kulaklarda kalan ve unutulan iffet değeriyle özdeşleşmiştir. Oysaki bu fotoğraftaki gelinlerin davetkâr duruşları, pozları dikkatimi çekti.  Sonra firmanın adı lazım değil markasına gözüm takıldı. Yabancı bir isimdi. Bilemiyorum belki yurtdışından gelen bir markaydı. Gerçi yabancı firmalar girecekleri ülkenin piyasasını önceden inceliyorlar. Ona göre marka çalışması ve tanıtımı yapıyorlar. Belki de bu isim bir Türk firmasına aittir. Yabancı isim kullanma merakımızı düşündüğümde.

“Gelin gız” deyiverince kayınvalidesi utancından kızın zaten al al olan yanakları iyice kızardı. Domates gibi diyordu en yakın arkadaşı. Bir köy düğününde şahit olduğum bir repliği buraya aktardım. Hani yanakları al al olmuş köyün gelin kızı da olsun bu reklamlarda demiyoruz ama bir şehirli gelin kızın da kendine göre masumiyeti var. Öyle değil mi?


14 Eylül 2011 Çarşamba

Şehitler Ölmez ..


Bu Ramazan Bayramı ailecek yollardaydık. Değişik bir bayram yaşadık. Eşim, ben, sekiz buçuk yaşındaki oğlum ve on dört aylık kızımla İstanbul’dan çıkarak güney Marmara’ya kadar uzandık. Çanakkale’nin Biga ilçesinden başlayan seyahatimiz, ziyaret kavramlarını da içinde barındırıyordu. Başlangıçta seyahatimiz için belirlediğimiz bir güzergahımız vardı. Bir iki ufak değişiklik dışında arzuladığımız gibi gerçekleşti her şey. Ama tüm bu seyahatimizin ana noktası gezimizin son durağında yer alan Gelibolu yarımadası teşkil ediyordu. Sadece çocukların değil, belki de büyüklerin görmesi gereken bir yer diye düşünüyordum daha görmeden. Yanılmamıştım. Bu güzel vatanımızı insanıyla, toprağıyla, börtü, böceğiyle sevmek ve gerektiğinde onun uğrunda canını feda edebilmek, buraları gördükten sonra ne demek olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Meşhur Çanakkale Şehitlik Abidesi’ne varmadan evvel elimizdeki haritada yer alan Soğanlıdere Şehitliği gözümüze çarpıyor. Yolumuzun üzerinde biraz yokuş bir yerde yer alan şehitlikte arabamızı park yerinde bırakıyoruz. Satıcı adam birden “Orayda değil hanım abla, burada yatıyor; yaklaşık altı yüz şehit” diyor. Gerçekten de adamcağız uyarmasaydı ben anıt olarak düzenlenen yere doğru bakıyordum. Adamın gösterdiği yere baktığımda içimi tuhaf bir duygu seli kapladı. Sanki o yıllara gitmiş şehit kardeşinin mezarını kazan ve âl kanlar içinde yerde yatan Mehmetçiği kabrine yerleştiren o sahneleri görür gibiyim. Mehmetçiğin kendi elleriyle mezar yerleri belli olsun diye çevresine yerleştirdikleri taşlar öylece duruyordu. Ailecek bu mezarların içinden geçerken Fatiha okumayı ihmal etmedik.

“Ey yüce milletin evlatları!. Eğer sizler olmasaydınız, bizler yaşıyor olabilir miydik? Vatan toprağı diye buralara basabilir, bu güzel havayı içimize çekebilir miydik? Kim bilir kimin hangi toprağın sürgünü olurduk. Sizler canlarınızı boşa feda etmediniz. Bir Mehmetçik şehid olursa, bin Mehmetçik doğacaktır. Her zaman Türk anaları olarak yavrularımızı feda etmeye hazırız. O günde hazırdık bu günde hazırız. Değil mi ki Peygamber açmış kucağını şehidine..  Sizler asla ölmediniz!.. Sizler ebediyyette birer dirisiniz.. Asıl ölü olan bizleriz. Vatan sevgisi bizim kültürümüzde Peygamber sevgisiyle özdeşleşmiştir. Asker ocağı Peygamber ocağı demektir aynı zamanda.” Diyerek aziz milletin evlatlarının ruhlarıyla selamlaşarak bu kutsal mekanla vedalaştık.

Gördük ki; Selanik, Bosna, Hatay, Kerkük, Trabzon, Kıbrıs.. Daha bir sürü yerin adı yazıyordu sembolik başlarının üzerinde... Ne kadar mânidar!. Memleket, mezhep ayrımı yapmadan aynı toprak aynı amaç ve aynı mefkure uğruna şehit düştüler. Onların da vardı birer aileleri, yavukluluları, doğacak bebeleri. Bir çoğu ailelerine ve sevdiklerine kavuşamadan gitti ebedi âleme. Patika yol üzerinde yürürken, Oğluma, kızıma, sonra da eşime uzun uzun bakmıştım. Asımın neslini öven merhum Mehmet Akif Ersoy Beyefendinin Safahat’ında ne güzel anlatılmış “Çanakkale Şehitleri”..  Biz de ailecek tekrar şehitlerimizle onur ve gurur duyduk.  Birkez daha şehitlerimizin varlığıyla yüce Allah’a hamd ve senalarda bulunduk.

Makale: Ümit Gülbüz Ceylan   
Fotağraf: Kenan Tahir Ceylan  
Fotoğraftaki çocuk: Güneş Ceylan
Fotoğraf çekim mekanı : Çanakkale şehitliği


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...